Uğur Dündar, Birand’ı fena dövmüştü…

Halil Bezmen’in 2003 yılında yurda dönüşü sonrası yaşadıklarını biliyoruz. Metris Cezaevi süreci ardından mahkemeler ve aklanma…
Buraya kadar tamam.
Buradan sonra Bezmen kitap yazmaya başlıyor, kendi blog / günce sitesi ile yine kendine ait bir YouTube kanalı kuruyor.
Şöyle yüzeysel olarak baktığımızda Hail beyin önce basın – yayın dünyasını sonra da sosyal medyayı mükemmel bir şekilde kullandığını görüyoruz.
Yani 2003 yılından buyana Halil Bezmen’in düne ilişkin söylemediği bir şey olmadığı gibi yaşamının karanlıkta kalan noktası da yok!
Peki, ORADAYDIM belgeseli neden çekildi?
Tekrar ediyorum iş ortada, anlatılmamış, unutulmuş bir şey kalmamış. Bir tıkla Mensucat Santral ve Bezmen dünyasının tüm ayrıntılarına ulaşılabiliyorken ve de aradan neredeyse 30 yıl geçmişken neden bu belgesel çekildi, gerekçe neydi?
ÇÖZEMEDİK, SORULARIMIZ ORTADA KALDI
Sorduk, soruşturduk basın – yayın dünyasında yanıt bulamadık.
Dünde Nefes Gazetesi’nde köşedaş olan Soner Yalçın ile Uğur Dündar arasında tatsız bir olay geçti de Yalçın eski defterleri mi açıyor dedik; herhangi bir bulguya da rastlayamadık.
Bir kez daha bakalım;
Soner Yalçın, Sözcü Gazetesi’nden ayrılıp patronunun kimliği, yani gazeteyi yapan – yayan paranın kaynağı bugün bile saklı olan Nefes Gazetesi’ne gitti.
Uğur Dündar, nedense Sözcü’den ayrılıp büyük transfer ücretine karşın Nefes’e gitmedi?
İş karıştı; Sözcü yazarı Emin Çölaşan Nefes’in parasının kaynağı olarak Saray’ın ve de AKP’nin inşaat işleri sorumlusu Rönesans Holding’i gösterdi diye Ümit Zileli ile Deniz Zeyrek ateş püskürdü. Fakat patronlarının adını onlar da bilmiyor olmalılar ki isim veremediler…
Biz bir daha soralım; hangi ilkeli gazeteci patronunu bilmediği, para kaynağını soruşturmadığı – öğrenmediği bir gazeteye bol maaş ve yüksek transfer ücreti nedeniyle gider?
Son söz olarak söyleyelim; SÖZCÜ – NEFES çekişmesi Soner Yalçın’ı 30 yıl önceki hikâyeyi yeniden sofraya getirtmiş. Yani temcit pilavı bu çekişme nedeniyle ısıtılmış ve Uğur Dündar’a Bezmen olayındaki sorumluluğu anımsatılarak GİZLİ BİR UYARI yapılmış!
KİM, KİMİ DÖVECEK?
Bizim meslekte böylesine çekişmeler zaman – zaman tekmeli, tokatlı kavgaya da dönüşebilir. Ben şahsen İstanbul’daki Gazeteciler Cemiyeti’nin meyhanesinde bu kavgaların onlarcasına tanık oldum. Ayrıca bizim de aynı kutsal mekânda üç – beş silleli vukuatımız hâlâ hafızalardadır.
Fakat şimdi size üstteki hikâyeyle bağlantılı olabilecek en unutulmazını anlatayım.
98’de kısa süre Radikal Gazetesi’nin İstanbul istihbaratını yönettim.
Ya ayrıldığım gün ya da bir gün sonra Milliyet’in yemekhanesinde muhteşem bir fırtına kopuyor.
Milliyet binasının içinde iki yemek salonu ve bir meyhane var. / Radikal – Posta – Kanal D hep aynı binadayız / Meyhane saat 18.oo’de açılır. Yemekhanelerden biri fişlidir, çalışanlar fişleriyle yemek yer. Diğeri ise cebinde paran varsa gireceğin bir restoran, Konyalı işletiyor.
İşte Konyalıdaki öğle yemeğinde iş yine dönüp dolaşıp “sen mi iyi gazetecisin, ben mi” hesabına gelip dayanıyor.
Mehmet Ali Birand, Dündar’a;”Sen gazeteci falan değilsin, sunucusun, haber sunucusu!” deyince Uğur Dündar dayanamayıp ayağa kalkıyor ve Birand’a yumruğu patlatıyor…
Masada patron Aydın Doğan’ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ da var. Damat hazretleri araya girmese Dündar, Birand’ı parçalayacak…
Şimdi damat – mamat da yok ortada, bu belgeselden sonra Soner Yalçın’a dikkatli olmasını tavsiye ederiz…
