Biz bunların ağa babalarının çocuklarını da uyuşturucudan yakaladık; sonuç ne oldu?

SEÇKİN SINIF’a dokunamazsınız.
Geçin Osmanlı Hanedanı’nın adinin bayağısı işlerini, bu 100 yıllık cumhuriyet tarihimizde de böyle!
DOKUNAMAZSINIZ!
*
Şu günlerin uyuşturucu operasyonlarına bağlamak için yazıyorum; uzatmayalım, KÜÇÜK BİR yaşanmışlık anlatayım.
*
Sabahın erken saati şefim İsmail Parin; “Adliye’ye gidiyoruz” dedi.
1974, güze girdiğimiz Ankara.
Meslekte ilk yılım.
Oysa ben TBMM’ye gitmek için siyah takımımı giymişim.
Neyse; girdik Denizciler’deki Ankara Adliyesi’ne.
HİKÂYE
Çocuk Adalet Partili bir milletvekilinin oğlu.
Babası eski bakan.
Narkotik şubenin cevval ve de temiz adamları çocuğu esrar satarken, esrar satarken diyorum; SET KAFETERYA vardı o zamanlar, GİMA’nın üstünde. / Şimdiki Kahramanlar İş Merkezi / yakalamış.
*
İsmail ağabey istihbaratı namuslu bir polisten almış, hem de üst düzeydeki bir amirden.
İş sağlam.
“Oğlum” demiş amir ağabey İsmail Parin’e; “ Bunlar bu işi kapatacak, Bari sen yaz!”
*
Adliye’ye girdik.
Çocuk belli, cerahimde yazıyor / polis raporu / torbacılık yapmış.
Etrafına en az yirmi polis, çocuk korunuyor.
Kolay mı; eski bakan bebesi, o günün milletvekili oğlu.
Fotoğraf çekmenize imkân yok.
*
İsmail Parin ile Ünal İnanç makinasız; bende Nikon F-2 var, içine en az elli karelik sarma filmle.
İş özel.
Başka gazeteci yok.
Tek karede fotoğrafı çekmek gerek ama UYUŞTURURCU SATICISI ÇOCUK DEVLET KORUMASINDA!
Fakat Adliye’nin karakol polisleri de bizden, gazeteciden yana.
*
Çocuğun, eski bakan ve o günün milletvekili oğlunun yüzünü bir türlü göremiyoruz.
Tek yol son çıkılacak yer var; Adli Sicil Kaydı.
*
İsmail ve Ünal ağabeyler sicil bürosunu ayarladı.
O güzelim siyah takımımla dev bir dolabın tozlu tepesine çıkıp yattım.
Çocuk geldi, polislerle.
Tam kayıt verecek; “HİŞŞŞT” diye bağırdım.
Bana baktı, deklanşöre bastım.
Polisler saldırıda.
Makinamı bana barikat olan İsmail Parin’e attım, o Ünal İnanç ağabeye verdi.
Ünal ağabey makinayı adliye karakoluna sevk etti.
Orada bekleyen dostum Meriç Esendemir filmi söküp Rüzgârlı Sokak’a yelkenledi.
*
Ertesi sabah GÜNAYDIN’da manşettik; “BAKAN OĞLU ESRARDAN YAKALANDI”
***
Sonrası;
1 / 1977 – Londra’da öğrenciyim. Ev sahibim üniversiteye girmem konusunda birinin bana yardımcı olabileceğini söyledi. Meğer bizim bakan oğlu bir Hintli prensesle evlenmiş, orada yaşıyormuş, öğrenciymiş. Adımı duyunca benimle asla görüşmedi, kaçtı!
2 / Bize bakan oğlu işini veren NAMUSLU polis şefi yıllar sona Ankara Dikmen’de arabasının içinde vuruldu, öldürüldü.
3 / Ünal İnanç ağabey çeşitli istihbarat örgütleriyle gazeteci kimlikli bağlantıdaydı. Emin Çölaşan’ın yazılarında adı geçen MİNİK KUŞ idi. Ergenekon’da içeri alındı, çıkışında bu sahtekârlığa dayanamadı vefat etti.
4 / İsmail Parin gazeteciliği sürdürdü, bu haberden ötürü kimse ona dokunmadı. Geçtiğimiz yıl vefat etti.
5 / Ben mi? Böyle bir haberi bugün yakalasam yine yazarım. Yazarım da kim, nerede yayınlar?
SÖZÜMÜN ÖZÜ
Ulan biz 50 yıl önce BAKAN OĞLU TORBACI yakaladık da ne oldu; ha?
Bakmayın bu lambur – lumbur, tarhana – bulgur teraneye; yarın bunlar ve ağa babaları size – bize namus dersi verirken ceplerini dolduracaklar ve kanımızı emmeyi sürdürecekler!
Neyse…
