Derya gezmiiiiş! Deniz gezmiiiiş!

İlkokul öğretmenim Revza Gezmiş idi; çok dayağını yedim!
*
Okuldan çıktığımda, Revza öğretmenimin oğlu, amca çocukları falan top oynardı. Hepsi de benden büyük, ağabeyler.
Ben topumu onlara verir; bu sayede “fasulyeden” takıma girer, onların liginde (!) oynama ayrıcalığı kazanırdım!
Hoş günler, güzel çocukluk anıları…( Yaşayanlardan ilkokul arkadaşım V. Orhan Coşkun da anımsayacaktır bazı sahneleri!)

Lisede artık ben de ağabey oldum. Ağabeylerimden öğrendiğim gibi “fasulyeden” oyuncular buldum. Bu nedenle, futbol topunun “altın” olduğu günlerde hiç topsuz kalmadık…
*

Bir sabah, 16 yaşımın baharına uyandım.
6 Mayıs 1972…
*
Aklım almıyordu, içim kalkıyordu “idam” sözcüğünü duyduğumda…
Boyun “kırt” diye kırılırmış…
Sonra asılan adam işemeye başlarmış…
Kusarmış…
*
Avukat Halit Çelenk, babam Kemal Bayram’ın “DEVRİMCİLERİN GÜNLÜK GAZETESİ” sloganıyla yayınladığı YENİGÜN’e gelir, gözyaşları içinde idam gecesini anlatırdı…
Biz de ağlardık…
*
Aradan tam elli üç yıl geçmiş; aynı acı, aynı gözyaşı…
*
Fakat o karanlık, o tiksindirici, o acı günlerden masmavi bir tablo var beynimin, yüreğimin kıvrımlarında…
*
Kızılay’da gazete satmıştık arkadaşım Cenap Atatural ile… Gözyaşları içinde; “DENİZ GEZMİŞ idam edildi” diye bağırmıştık…
*
Sonra, elimizdeki gazetelerin tümünü sattıktan sonra, Sakarya Caddesi’nden geçerken, o günlerin karanlığını gür sesiyle delen, pala bıyıklı, korkusuz bir balıkçı gördük;
“DENİZ GEZMİİİİŞ BUNLAAAAAR, DERYA GEZMİİİİŞ BUNLAAAAR!” diye haykırıyordu…
Bu idamlara karşı bir isyanın, halkın isyanının “simgesel” bayrağını açıyordu!
*
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan…
Yüreğimize ekili DEVRİM dinamitlerini, canları pahasına ateşleyen ağabeyler; biz sizden sonra, adam gibi bir şey yapamadık…
O balıkçı kadar da olamadık!
Bu eziklikle, başımız önümüzde geleceğiz yanınıza…
Başımız önümüzde!
Hepinize selam!
